29 Mart, 2006

Sanal Aşk(mıdır?)






Yaşanılanı terk edileni ve evlilikle sonuçlananı hepsi var bu sanal dünya da.. Ben sanal aşk’ı savunan nokta da bulunanlardanım. Aşk nedir? Diye şöyle bir düşündüğümde hemen aklıma “Evlilik aşk’ı öldürüyor” paradoks’u gelir. Hemen akabinde “Romeo ve Juliet”,”Ferhat ve Şirin” izler bu düşüncemi. Hep bir ulaşılamazlık, hep bir kavuşamazlık barındırır yaşanmış büyük aşklar. Düşünürüm ki onların efsanesi kavuşamazlıklarından geliyordur belki de. Anlarım sonunda aşk’ın var olması, yaşanması için yan yana olma gereği yoktur.

Sürekli sınanan ilişki ve kaybedilme korkusu varsa aşk devam edebilmektedir.

Gerçek hayatta yaşamaya başlayacağımız bir ilişkide aşk’a giden yol muhtemelen şöyledir. İlk olarak karakter olarak tanımamamızın normal olduğu birisinin dış görünüşünden hoşlanmak devamında ona açılmak ve birbiri ardına süregelen buluşmalar ki çoğunda birbirini tanımaya ve anlamaya en çok yarayacak yöntem olan sohbet’in en az hatta hiç olmadığı buluşmalar…

Bu nokta da çıkış aranabilir fakat sohbet edilemeyen ve tek paylaşılan şeyin fiziksel görüntüden alınan haz olduğu bir duygu yoğunluğunun adı asla aşk olamaz. Bu ilişki de sonuç evlilikte olsa asıl sonuç; ya mutsuz bir evlilik yâda boşanma olacaktır.

Düşünün! Sevdiğiniz kişiyle paylaşabildiğiniz tek zevk onun fiziksel görünümünden aldığınız zevk ve evlendiniz. İnsanoğlu yaşlanan bir canlı olduğundandır ki o görünüm bozulduğunda artık evli olduğunuz kişiyle paylaştığınız tek zevk olan şey de elinizden uçup gitmiş olacaktır.

Oysa ki; sohbet edilebilir ve her konuda paylaşımınızın olduğu, anladığınız ve onun düşüncülerine ve karakterine aşık olduğunuz bir eş ile evliliğiniz yaşlansanız da devam ediyor olacak ve üstelik insanın yaşlandığında en çok ihtiyacı olan bir şeyler paylaşabildiği kişi gereksinimi sizin tam yanınızda oturuyor olacaktır ve tabi aşkınızda yanınızda…

Sanal aşk’ın başlangıç noktasına bakarsak sohbet’in ve dolayısıyla ortaya çıkacak düşüncülerin, karakterin oluşturduğu dış görünümden bağımsız bir aşk’ın var olabilme savaşıdır.

Gerçek hayatta kafe’de sevgilinizle buluştuğunuzda yapamadığınız 10 dakikalık bir sohbet’i sanal dünyada saatlerce yaparsınız ve onun karakterinin, düşüncelerinin her kıvrımını keşfe çıkabilirsiniz…

Sanal Aşk’ın gerçek hayatta yaşadığımız aşktan tek eksi gibi görünen yönü aslında gerçek bir aşkta pek de önemli olmayan aşkına dokunamamaktır, öpememektir, sarılamamaktır ve hatta sevişememektir. Gerçek bir aşkta âşık olmuş herkes bilir ki bunların yeri sınırlıdır ve Romantizm ön plandadır. Maneviyat coşar, taşar ve akar. Maddi temas daha geri plandadır. Bununla beraber dokunmak, öpüşmek, sarılmak ve sevişmekte aşk’ın içindedir bu da reddedilemez.

Sonuç olarak Aşk mesafe tanımaz, emel, gelecek kaygısı tanımaz, bencildir. İki kişilik bir bencilliktir bu. Dokunamamak sevdiğine aşk’ı körükler. Sanal da olsa “AŞK” aşk’tır. Gerçeğine oranla inadına temiz ve safiyane bir o kadar da körüklenen bir duygudur hem de.
“Sanal Aşk” ;Ruhların seviştiği nokta’nın ta kendisidir!

28 Mart, 2006

Siyah Beyaz Manhattan




























Fotoğraf sanatçısı Dave Martinidez'in
çektiği siyah beyaz N.Y. fotoğraflarından sadece birtanesi.

Şehir Merkezi
Manhattan

27 Mart, 2006

Dünyanın en pahalı fotoğrafı

Fotoğraf sanatının öncülerinden Edward Steichen tarafından 1904 yılında çekilen fotoğraf, bir müzayedede 2.9 milyon dolara satıldı.
‘’Gölet-Ayışığı’’ adlı fotoğraf 1904 yılında New York-Long İsland’da çekilmişti. 41x48 cm. boyutlarındaki fotoğraf ağaçlar arasındaki bir gölete vuran ayışığını yansıtıyor.
Fotoğrafların varolan iki kopyası müzelerin kolleksiyonlarında bulunuyor. Fotoğrafı satışa çıkaransa Metropolitan Sanat Müzesi oldu.

24 Mart, 2006

Moskova'da bir lazer gösterisi

20 Mart, 2006

Televizyon Makinası

18 Mart tarihli programda yayınlamış
nokia çekimlerine ait videodur ki
11 Mart tarihli program öncesinde
yapılmıştı çekimler.

Buradan Dj Hasan'a çok teşekkür etmek
isterim o kadar işi gücü arasında bizle
ilgilendiği için...

08 Mart, 2006

Tanışılmayan birisine çok yaşa demek

Çoğunlukla toplu taşıma araçlarında dışarıyı izleyerek seyir halindeyken vuku bulan olaydır.

Hapşuran birisi vardır ve çok yakınınızda ki koltukta yada hemen yanınızdadır kendisi,pek de istenilen bir davranış olmamasına rağmen gaz çıkarmak kadar ayıp olmayan fakat istenilmeyen bir şey olması nedeniyle haşuran kişi sezgisel olarak tedirgindir ki ağız yada burnunun elinde mendil yoksa ki konumundandır bu tedirginlik...

Hapşuran kişi'nin tedirginliğini hissetmek de bir o kadar tedirgin edicidir ki o eylemi gerçekleştirirken farketmediğinizi hissettirmek onu gerçekten rahatlatır sonrasında "çok yaşayın" deme ile iyice tedirginliğini alırsınız ve muhtemelen size "teşekkürler" diyecektir.

Hapşuran kişi'nin cinsiyetine göre ayrım yapmamak lazımdır "çok yaşa" demek için fakat kişi'nin sizin hakkınızda bazen başka şeyler düşünmesine engel olamazsınız,özellikle karşı cins ise "allah allah tanımıorum,neden acaba" diye düşünebilir,bu can sıkıcıdır ama ağzınızdan bir kere çıkmıştır.

Bu işin en sıkıcı boyutu agresif insanlardır siz "çok yaşayın" dediğinizde suratınıza "hade leyn" der gibi önce bakar sonra cevap vermez ki bazen de umursamaz bile ne bakar ne de "teşekkür" eder. bu insanlara karşı tavır alıp bundan sonra kimseye "çok yaşa" demem tavrı yanlıştır.O kişi tektir ve siz hala insansınızdır....

07 Mart, 2006

mY last.fm top 10

28 Şubat tarihinden itibaren en çok dinlediklerim.
İnanmayan üstüne tıklasın :)

wheniwaschild's Last.fm Overall Artists Chart

02 Mart, 2006

"Babam ve Oglum"

Bugün izleme imkanım oldu ve 50 yaş üzeri hanımefendilerle ki çoğu sanırım ilk kez sinemaya gelmişler ve hiç memnun kalmadım ortamdan.Konuşmalar,gülüşmeler vs.Demekki orta yaşın katılım göstermesi ihtmali olduğu filmlere gece gidilmeli.

Filme gelirsek konu bana açıkcası çok klişe geldi.Eski türk fimlerini yeni oyuncularla çekmişler gibiydi sanki.Daha çok oyunculuklara dikkat ettim haddim olmayarak ve Hümeyra'Nın dün aldığı ödülü sonuna kadar hakettiğini düşünüyorum.Muhteşem bir oyunculuktu ki bana kendi ananemi hatırlattı desem yeri var.Diğer oyunculukları pek beğenmedim açıkcası ,özellikle Çetin TEKİNDOR beni çok hayal kırıklığına uğrattı...

Filmde sanki bir türlü dede olamamıştı ve konuşmaları başka bir karekter tadındaydı ,görüntüsü her ne kadar dede gibi olsa da...Dikkat çeken diğer bir oyunculuk filmimizin küçük kahramanınkiydi i ben yaşına göre çok iyi iş çıkarmamış açıklarını da şimdilik sevimliliği kurtarıyordu.

Film saçma bir gelişmeyle başlıyor son olarak bunu da eklemek isterim